Şahsen içerisinde bulunduğumuz durumu saha dışı etkenlerden ziyade kendi beceriksizliğimiz olarak görüyorum. Kadro yapılanmamıza, oynadığımız futbola bakıyorum hiç elle tutulur yanı yok. Özellikle Ali Koç geldikten sonra futbolda tamamen dağıldık. Takım takım değil resmen yap-boz tahtası. Her sene dünyanın parası harcanıp kadro kuruluyor, sezon ortası gelmeden büyük umutlarla alınan oyuncuları elden çıkarma derdine düşüyoruz.
Fazla geriye gitmeye gerek yok şu anki duruma bakalım. Elimizde yıldız diyebileceğimiz, aman elden kaçırmayalım diyebileceğimiz kaç oyuncu var? (ki yıllardır aynı durum) En son "yıldız" diyerek aldığımız Kante, Ederson'a bakınca bile hatayı uzakta aramamamız gerektiğini görürüz.
Dün Samsun maçında bakıyorum doğru düzgün oyun planımız yok. Ne bireysel olarak öne çıkabilen bir oyuncumuz var ne de takım olarak sahada bir ağırlığımız var. Koskoca doksan dakikada ya bir ya da iki tane "gol olur" diyebileceğimiz atağımız var. Aldığımız bütün topları orta sahayı geçtikten sonra markaj altında olan forvet oyuncularımıza atıp kaybediyor ve tekrar o topu kazanmak için uğraşıyoruz.
Kerem'e bakıyorum, bal yapmaz arı misali koşturup duruyor. Aldığı topların çoğu da markaj altında ve ya topu kaptırıyor ya da kendini yere atarak faul almaya çalışıyor. Musaba desen aldığı her topta Ronaldo gibi çalım atma derdinde. Sen bir kanat oyuncususun, senin amacın kaleye en hızlı şekilde gitmek veya gideni görmek. Ama o sadece klasik çalım atma gösterisi ile pozisyonları harcıyor. Sidiki Cherif daha çok genç ve şu anki durumu ile bizim 1. forvetimiz olacak olgunluk ve yetenekte değil. Kaleci Ederson'dan memnun olan var mı? Kadroyu Ederson'a yaptırsan o bile 1.kaleci olarak kendisini kaleye koymaz. Kante'yi ise hiç bahsetmeye gerek yok. Kaç maçtır oynuyor. Yani biz aylardır bu Kante'yi mi bekledik?
Sözün kısası içerisinde bulunduğumuz durumun hatasını dışarıda değil kendimizde aramak bence en doğrusu.
Ağbi sıraladığınız problemleri "iç dinamikler" olarak, yukarıda tartıştığımız mevzuyu da "dış dinamikler" olarak tanımlıyorum. Biri diğerini yanlışlamıyor, her iki olgu da ayan beyan ortada zaten. Önemli fark şu ki GS kendi iç dinamikleri bağlamında yanlışlar yapsa bile şampiyon olabiliyor, biz olamıyoruz. En bilinen örneği yazayım; 27.02.2008 tarihinde Ali Samiyen'de oynanan Türkiye kupası GS maçı. Turu geçsek dağılıyordu GS, kongreye gideceklerdi; Cüneyt Çakır yarattığı kırmızı kartlarla 9 kişi bıraktı bizi taç muhabbetinde Gökhan Gönül'ü atarak, turu geçen GS sezon sonu şampiyon oldu. Ki kısmen güçlü olduğumuz zamanlar...