Ben genel yazacağım biraz, bizim temel sorunumuz, biz sporu sevmiyoruz.
Egolarımızı tatmin etmek için sadece takım odaklı düşünüp kazanmayı seviyoruz. Kaybetmeye tahammülümüz yok. Oysa sadece sporda değil hayatın her alanında kaybetmek vardır. İş hayatınızda, aşk hayatınızda, okul hayatınızda, kazanmak ve kaybetmek arasında gidip gelirsiniz. Kimi zaman kazanırsınız kimi zaman kaybedersiniz. Aramızda sınıfta kalanlar olmuştur, karnesinde zayıf olanlar olmuştur, başarısız bir öğrencilik hayatı yaşayanlar olmuştur. Bunlar yüzünden aileniz size kızmıştır ancak evlatlıktan reddetmemiştir. Biz takıma kızmıyoruz, doğrudan reddediyoruz. Bu ayrımı iyi yapamadığımız için sorunları çözemiyoruz.
Benim kombinem var. Kombinem var diye kendimde ekstra bir hak görmüyorum açıkçası. Lakin benim manevi kardeşim Kenan'ın anasına söven itlere de git yüzüne söyle sıkıyorsa derim, buna hakkım vardır. Spor bu, bir takımın kaybetmesi, 19 yaşındaki bir çocuğun anasına sövülmesine neden olacaksa eğer lanet olsun öyle spora.
Hepimiz bu takımın kaybettiği zaman üzülüyoruz. Yüzümüz beş karış maçtan çıkıyoruz. Göbek atmıyoruz yani kaybettik diye. Kaybediyoruz diye bu takımın koçu da, oyuncusu da üzülüyordur. Sadece 3-5 çakal vardır (kulübün içindeki) farklı emelleri olduğu için kıs kıs gülen. Bu adamların çarkına su taşımaktır sabahtan akşama kadar takımı yerden yere vurmak. Ne kadar ironik değil mi, yerden yere vurarak iyilik yaptığını sanarken, kan emici vampirlerin tuzağına düşmek.
Eleştirelim, eleştirmeyelim demiyorum. Kaç tane eleştiri mesajım var Obradovic'le ilgili, forumda duruyor. En son Barca maçından sonra isyan ettim. Utkan'la gecenin 3'ün de telefonda hareretli bir şekilde konuştuk. Ama eleştirmekle linç etmek arasındaki çizgiyi iyi bilmek gerekiyor.
Bir şeyi ısrarla söyleyip, savunmak (iki görüş içinde geçerli), ortak noktada buluşmaktan ziyade sadece kutuplaşmaya neden olur.
Son olarak ;
Herkes gibi bende bu takımın sürekli kazanmasını istiyorum. Kötü gördüğüm şeyleri kendimce eleştirmeye devam edeceğim. Ancak kaybettiğimizde de en az kazandığımız kadar keyif almayı bileceğim.
Bu nasıl oluyor söyleyeyim zira tuhaf bir cümle oldu.
Ben eğer İstanbul içinde olmama rağmen, 2.5 saat yol tepip o salona gidiyorsam, maçtan önce yaptığımız o buluşmaların, o sohbetlerin hazzıdır beni teşvik eden. Ben Fenerbahçe sayesinde hayatımın içinde çok önemli yer tutan insanlar kazandım. Bugün Cem Ağrak benim öz abim gibidir. En kötü günlerimde maddi manevi yardımıma koşmuştur. Umut'la kardeş gibiyizdir her zaman desteğini hissetmişimdir. Utkan'a arada takılırım elimde büyüdün diye. Okan gibi dünya iyisi bir adamı karşıma çıkartmıştır Fenerbahçe. Onur abi olsun, Uğur olsun böyle tertemiz insanları bu takım olmasa belki de tanıyamazdım. Furkan Zengin'in o eşsiz gülümsemesi hiçbir G.Saray'lı da yoktur mesela. Acaba ben uyurken Besim ne yazmış diye çayımı elime alıp bir heves foruma giriyorsam bunlar hep Fenerbahçe sayesindedir. Örnekleri çoğaltırım, ismini unuttuğum, yazamadıklarım kırılır mı diye düşünüyorsam şuan, işte bunların nedeni hep Fenerbahçe'dir.
Ben Fenerbahçe'yi sadece kazandığı için değil hayatıma kattıkları için seviyorum.